KÖŞE YAZILARI

SAHTE (NAYLON) FATURA DÜZENLEME VE KULLANMADA YARGILAMA KOŞULU

Köşe Yazıları

ALİ HAN KIRLI

DİKKAT İZAHA DAVET EDİLEBİLİRSİNİZ!

BARIŞ ERDOĞAN

DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM SEVGİLİ BODRUM’ LULAR

OSMAN CAVİT İYİGÜN

YAŞAMAK GÜZEL ŞEY BE KARDEŞİM VE SEVGİ TOHUMU

Basında Bugün Vergi Boyutu

İş İlanları

 

SAHTE (NAYLON) FATURA DÜZENLEME VE                                     

KULLANMADA YARGILAMA KOŞULU

 

                                                                                     Mehmet ÜLKÜM

                                                                                    SMMM

 

            213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 359. maddesine göre sahte fatura düzenleyen ve kullananların hürriyeti bağlayıcı (hapis) cezalarla yargılanması için öncelikle bu kanunun 367. maddesi gereğince ilgili makamın (kurulun) mütalaasıyla Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurulması gerekmektedir.

 

            213 Sayılı kanunun 367. maddesi aşağıdaki gibidir.

 

            Bazı kaçakçılık suçlarının cezalandırılmasında usul:

 

            Madde 367 - Yaptıkları inceleme sırasında 359 uncu maddede yazılı suçların işlendiğini tespit eden Vergi Müfettişleri ve Vergi Müfettiş Yardımcıları tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla doğrudan doğruya ve vergi incelemesine yetkili olan diğer memurlar tarafından ilgili rapor değerlendirme komisyonunun mütalaasıyla vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından keyfiyetin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi mecburidir.

 

            359 uncu maddede yazılı suçların işlendiğine sair suretlerle ıttıla hasıl eden Cumhuriyet başsavcılığı hemen ilgili vergi dairesini haberdar ederek inceleme yapılmasını talep eder.

 

            Kamu davasının açılması, inceleme neticesinin Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesine talik olunur.

 

            359 uncu maddede yazılı suçlardan dolayı cezaya hükmedilmesi, vergi ziyaı cezası veya usulsüzlük cezalarının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmez.

 

            Ceza mahkemesi kararları, bu Kanunun dördüncü kitabının ikinci kısmında yazılı vergi cezalarını uygulayacak makam ve mercilerin işlem ve kararlarına etkili olmadığı gibi, bu makam ve mercilerce verilecek kararlar da ceza hâkimini bağlamaz.

 

            Görüldüğü gibi, kanunun 359. maddesinde hüküm altına alınan fiillerden ötürü yargılama yapılabilmesi için öncelikle vergi müfettişleri ve vergi incelemesine yetkili diğer kamu görevlileri tarafından düzenlenen bir vergi suçu (vergi tekniği) raporuna ihtiyaç vardır.  Bu rapor üzerine ilgili kurulun da uygun mütalaası ile Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir.

 

            Vergi Usul Kanunun 359. maddesinde hüküm altına alınan Vergi Kaçakçılığı Suçu, kasti (kasten işlenmiş) suçlardandır. Bu suçun taksirle (bilmeden, istemeden) işlenmesi olası değildir. Faalin eylemi kasti değilse bu suç oluşmaz. Doktrinde ve yüksek yargı kararlarında, failin bu suçu bilerek isteyerek, vergi kaçırmak ve kendisine bu yolla bir menfaat sağlamak için gerçekleştirmiş olma şartı aranmaktadır.

 

             Bu suçlar, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 21. maddesinde tanımlanan cürüm niteliğindedir. Cürümün oluşması suçun "manevi unsuru"  kastın varlığına bağlıdır. Vergi kaçırma ve vergi kaybına neden olma ise, kastın varlığı için kabul edilebilir bir gerekçedir.

 

            Vergi hukuku yönünden önemli düzenlemelerin yapıldığı 01.01.1999 tarihinde yürürlüğe giren 4369 sayılı kanunla getirilen düzenleme ile hürriyeti bağlayıcı cezaları hüküm altına alan 359. maddeden "bilerek" ifadesi çıkarılmış ise de; hürriyeti bağlayıcı bu vergi sucunun ceza hukuku anlamında bir suç olması nedeniyle anılan maddede "bilerek" ifadesinin bulunup bulunmaması önem arz etmemekte, söz konusu suçun oluşabilmesi için failin kastının ceza hukuku yönünden aranması gerekmektedir.

 

            Kanundan "bilerek" ifadesinin çıkarılmasından sonra suçun manevi unsuru kastın aranıp aranmayacağı o yıllarda büyük tartışmalara yol açmış, özellikle uç örnekleri kullanan yazılı ve görsel medya konuyu manşetlere taşımıştır. Dönemin Maliye Bakanı yasal bir düzenlemeye gitmeden sorunun çözüleceği yolunda beyanda bulunmuş ve 306 sayılı Vergi Usul Kanunu Tebliğ yayımlanarak vergi suçu raporları düzenlenirken kastın varlığının aranması gerektiği yorumuna yer verilmiştir.

 

            5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 5. maddesi "Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır." hükmünü içermektedir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren bu genel hüküm karşısında Vergi Usul Kanununda; başta "Cezada İndirim" başlığını taşıyan, Sahte veya muhteviyatı itibariyle sahte belge (fatura) düzenlemede ve kullanmada hapis cezasını gerektiren fiillere  "iştirak"te verilecek cezayı düzenleyen 360. madde olmak üzere bir çok maddede yeni düzenlemelere ve değişliklere gidilmiş ve bazı maddeler de yürürlükten kaldırılmıştır.

 

            Ayrı bir ihtisası ve uzmanlığı gerektiren vergisel konular ile genel kabul görmüş evrensel kuralları içeren yasal düzenlemeler ile alt normlara bağlanmış usullerle düzenlenen muhasebe işlemlerini inceleyip, kastın varlığı konusunda varılan bir sonucu ve kanaati gösteren vergi suçu raporu düzenlenmesini,  kanun koyucunun bu ilkesel nedenle uygun gördüğünü düşünmek yerinde bir yorum olacaktır. Kanunda salt bu rapor da yeterli görülmemiş, konusunun uzmanı kamu görevlilerinden oluşan rapor değerleme komisyonunun ayrıca mütalaası aranmıştır. Bazı hallerde yetkili makamın (Vergi Dairesi Başkanı/Defterdarın) Cumhuriyet Başsavcılıklarına sevk yazısı zorunlu tutulmuştur.

 

            İşte bu nedenlerledir ki, Cumhuriyet Başsavcılıkları bu suçlardan ötürü kendilerine gelen bilgi ve ihbarlarla ilgili olarak doğrudan doğruya dava açmaları yasal olarak mümkün değildir.  Vergi Usul Kanununun söz konusu bu 367. maddesi anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu yapılmıştır.

 

             Anayasa Mahkemesi; 10.02.2011 gün ve 2009/89 Esas, 2011/40 sayılı kararında vergi suçlarında ceza davası yönünden böyle bir raporu “yargılama koşulu” olarak kabul etmektedir.

 

            Anayasa Mahkemesine; “…bazı yükümlülere matrah artırımı gibi uygulama yapıp ya da yapmadan vergi suçu raporu düzenlememek, bazı yükümlülere de, hukuki anlamda bir mütalaa ya da görüş niteliğinde vergi suçu raporu düzenleyip Cumhuriyet Savcılıklarına bildirmek Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10. maddesinde tanımını bulan HUKUKSAL EŞİTLİK ilkesine de aykırıdır…” gerekçesiyle açılan davada.

 

            Yüksek Mahkeme; “…Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez… Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez…” şeklinde hüküm kurmuş ve bu kararında ceza davası için 213 sayılı kanunun 367. maddesindeki düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığına karar vermiştir.

 

            Yüksek Mahkeme Yargıtay, yargılaması devam eden davalarda da, yargılama sırasında suçun mahiyetinin değişmesi durumunda, davaya devam edilebilmesi için mahiyeti değişen suçla ilgili olarak yeniden ilgili makamın (kurulun) mütalaasının alınması gerekeceği şeklinde kararlar vermektedir.

 

            Nitekim, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 24.09.2008 tarih ve 2008/11806 esas, 2008/9246 Karar sayılı kararında "...sanık hakkındaki... sayılı Defterdarlık mütalaası <sahte fatura düzenlemek> suçuna ilişkin olup, iddianamede yer alan <sahte fatura kullanmak> suçundan 213 sayılı yasanın 367. maddesi uyarınca, dava şartı olan mütalaa alınmadan yargılamaya devamla yazılı şekilde  hüküm kurulması." Yasaya aykırı bulunarak bozma nedeni yapılmıştır.

 

             Yargıtay'ın bu konuda örnek başka kararları da bulunmaktadır.