KÖŞE YAZILARI

SAHTE BELGE VE MUHTEVİYATI İTİBARİYLE SAHTE BELGE

Köşe Yazıları

ALİ HAN KIRLI

DİKKAT İZAHA DAVET EDİLEBİLİRSİNİZ!

BARIŞ ERDOĞAN

DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM SEVGİLİ BODRUM’ LULAR

OSMAN CAVİT İYİGÜN

YAŞAMAK GÜZEL ŞEY BE KARDEŞİM VE SEVGİ TOHUMU

Basında Bugün Vergi Boyutu

İş İlanları

 

SAHTE BELGE VE MUHTEVİYATI İTİBARİYLE SAHTE BELGE

 

                                                                                 Mehmet ÜLKÜM

                                                                                SMMM

 

         Bilindiği gibi, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 359.maddesinde sahte belge düzenleme ya da kullanma fiillerinin yaptırımı hürriyeti bağlayıcı (hapis) cezalar olarak hüküm altına alınmıştır. Maddede muhteviyatı itibariyle yanıltıcı sahte belge ile tamamen sahte belgelerin yaptırımı sırasıyla (a) ve (b) fıkralarında ayrı ayrı hüküm altına alınmıştır.

             Bu yazımızda söz konusu bu iki ayrı sahte belgenin tanımı ve ne anlaşılması gerektiği üzerinde durulacak, başka bir yazının konusu olabilecek hürriyeti bağlayıcı (hapis) bu cezaların yargılama süreci ile sonuçları bu yazıya konu edilmeyecektir.

 

            1) Muhteviyatı ve Mahiyeti İtibariyle Yanıltıcı/sahte Belge Nedir ?

 

            Vergi konusuna giren faaliyetlerinden ötürü mükellef olan gerçek ve tüzel kişilerin yöneticileri, vergilendirme dönemi içinde oluşacak ticari kazancı/karı etkilemek ve vergi matrahını azalmak amacıyla tamamen sahte belgeden başka muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge de kullanabilmektedirler.          

            Sözü edilen kanunun 359/a. maddesinde yanıltıcı belge; "...gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele ve durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, mahiyeti itibariyle yanıltıcı belgedir."  şeklinde tanımlanmıştır.

            Maddedeki tanımdan da anlaşılacağı üzere,  bu konuda öncelikle gerçek bir muamelenin varlığı esastır. Bu gerçek muamelenin, mahiyet veya miktar olarak belgede farklı yer alması o belgenin mahiyet ve miktar olarak yanıltıcı bir belge olduğu sonucunu doğurmaktadır. Başka türlü bir ifade ile gerçek bir muamelenin belgede; adet, miktar, fiyat, tutar ya da mahiyet yönlerinden eksik veya fazla gösterilmesi şeklinde ifade etmek mümkündür.

            Söz gelimi, yetmiş adet satılan gömleğin belgede (faturada) elli ya da yüz adet gösterilmesi ya da beheri elli lira olan bir malın belgede yüz lira yahut otuz lira gösterilmesi miktar itibariyle farklılığı göstermektedir.

            Gerçek bir muamelenin belgeye mahiyet itibariyle gerçeğe aykırı bir şekilde yansıtılması ise;  satılan mal veya sunulan hizmetin cinsinin ve muamele tarihinin farklı gösterilmesi şeklinde ifade edilebilir. Belgede satılan palto yerine, ceket gösterilmesi veya Aralık ayında satılan malın veya ifa edilen hizmetin belgesinin Ocak ayında düzenlenmesi gibi.

            Belgede miktarın gerçeğe aykırı şekilde gösterilmesi bir kısım faaliyetlerin vergi idaresinin bilgisi dışına çıkarılması/kaçırılması sonucunu doğurmaktadır. Sonuç itibariyle, faaliyetlerin tam ve doğru olarak tespit edilememesi, belgede palto yerine ceket gösterilmesi sağlıklı bir denetim ve envanter yapılamaması gibi sonuçları da doğurmaktadır.

            Öte yandan, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeden söz edilebilmesi için belgeyi düzenleyen kişinin vergi kanunlarına uygun şekilde vergi mükellefi olması ve faaliyetini de legal olarak sürdürüyor olması gerekir. Bu anlamda adına belge düzenlenin vergi mükellefi olma şartı aranmamalıdır. Böyle bir belgenin nihai bir tüketici için düzenlemiş olması durumu değişmez.

            Kanunda sözü edilen belge, çok alışılmış olarak dile getirildiği gibi sadece fatura değildir. Bu tanıma giren belgeler, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun İkinci Kitabının "Vesikalar" başlıklı Üçüncü kısmında yer almaktadır. Bunlar; fatura, sevk irsaliyesi, perakende satış vesikaları, (perakende satış fişleri, giriş bileti, yolcu bileti vb) gider pusulası, müstahsil makbuzu, serbest meslek makbuzu, ücret bordrosu, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi olarak sayılabilir. Yargıtay son kararlarında kira sözleşmelerinin de bu kapsamda olduğuna karar vermektedir. Ayrıca, 213 Sayılı Kanunun 257. maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye dayanarak düzenlenmesini zorunlu kıldığı belgelerde bu kapsamdadır. Bu belgelerde, mahiyet ve miktar itibariyle farklı düzenlemeler suçun konusunu oluşturacaktır.

 

            2) Tamamen Sahte Belge:

 

            Haksız kazanç sağlamak veya az vergi ödemek ya da hiç vergi ödememek amacıyla yukarıda sayılan belgeler,  bir mal alışına veya bir hizmet ifasına dayanmayan tamamen sahte olarak da düzenlenmektedir. Bu fiilleri, 213 Sayılı Kanun, kesilecek üç kat vergi ziyaı cezasının yanı sıra, 359/b maddesinde hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılmasını da hüküm altına almıştır.

            Anılan 359. madde sahte belgeyi, "...Gerçek bir muamele veya durum olamadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir." şeklinde tanımlamıştır.

             Gerçek bir muamele veya durum olmadan belge düzenlenmesi sahtecilik fiilini oluşturduğu gibi, düzenlenen belge de sahte belge olmaktadır. Sahteciliğin amacı, düzenleyen için komisyon almak suretiyle haksız bir kazanç sağlamak; kullanan için ise, giderlerini bu yolla fazla gösterip vergi matrahını azaltmak suretiyle az vergi ödemek veya hiç vergi ödememek ya da hak etmediği bir vergi iadesini vergi dairesinden geriye almaktır. Bu açıdan sahtecilik eylemi belge düzenleyicisi ve kullanıcısı yönünden  amaç değil araç olmaktadır

            Anılan kanun maddesine göre, belgenin asıl veya suretinde yapılan sahtecilik arasında bir fark yoktur. Sahteciliğin kısmen veya tamamen gerçekleştirilmesi uygulanacak hürriyeti bağlayıcı ceza açısından kanun karşısındaki durumunu değiştirmemektedir.

            .

            3) Başkasından Alınan Mal veya Hizmettin Bir Başkasının Belgesi ile Karşılanması:

 

            Çok karşılaşıldığı üzere, vergi mükellefleri başkalarından belgesiz aldıkları mal ve hizmetleri için komisyon karşılığı sahte fatura düzenleyen kişi ve kurumlardan temin etme yoluna gitmektedirler. Bazen de malı satan veya hizmeti ifa eden kişi kendisinin düzenleyeceği belgenin/faturanın yerine başkalarından temin ettiği belgeyi malı alana veya işi yaptırana verebilmektedir. Bu belgeleri mükellefler ister kendileri temin etsin, isterse malı satan ya da hizmeti ifa eden başkalarından temin etsin, süreklilik kazanan yüksek yargı kararlarında da kabul edildiği üzere bunlar tamamen sahte belge/fatura niteliğindedir.

Nitekim, Yargıtay 11. dairesi bu konudaki bir genel kurul kararına da  yollama yaptığı  kararında “..…faturasız yapılan satın almanın, bir başka mükellefin faturası ile belgelendirilmesi halinde.… Faturanın sahte olduğunun kabulü gerekir.. hükmünü  kurmuştur.

Yargıtay bir başka kararında “Belgesiz yapılan satın almanın bir başka mükellefin faturasıyla belgelendirilmesi halinde, bu faturaların, düzenleyip verenle gerçek bir alım-satımı olmadığından sahte olarak kabulü gerektiği....” şeklinde hüküm kurmuştur. Danıştay ve Yargıtay'ın bu konuda verilmiş kararlarını çoğaltmak mümkündür.

Tamamen sahte olarak kabul edilen bu belgeyi düzenleyenin vergi mükellefi olma şartı yoktur. Düzenleyici,  vergi idaresinin bilgisi dışında kayıt ve sistem dışına çıkmış olabileceği gibi, meşru olarak faaliyetini sürdüren bir vergi mükellefi de olabilmektedir. Her iki halde de durum değişmemektedir.

Malı satan veya hizmeti ifa edenin;  başkasından temin ettiği belgeyi malı alana ya da işi yaptırana vermesi halinde,  hürriyeti bağlayıcı (hapis) ceza yönünden bir sorumluluğu yoktur. Zira, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359. maddesi, sözü edilen belgeleri düzenleyenlerin ve kullananların ayrı ayrı cezai sorumluluklarını hüküm altına almıştır.